Tasarım: Bilal KOCABAŞOĞLU
 Copyright © 2005
 KOLAYFİZİK.com
 Son Güncelleme: 10.04.2005

 

 

[ Eğiti-yorum ]

pusula   

eylül/2004   

akdeniz   

BURALARDA MİSYONER ÖĞRETMEN VAR MI   

  

Latince “Missio” kelimesinden türetilen mission (misyon), sözlükte görev, yetki, bir kimseye bir işi yapması için verilen özel görev anlamlarına gelmektedir. Özel bir mana olarak ise bir dinin tebliğini yapmaya denir.

 

Misyoner (missionnaire) ise bu dinin tebliğini yapan kimsedir. Misyoner kelimesi normalde bütün dinlerin mensupları için geçerli olmakla birlikte günümüzde özel olarak hristiyanlığı yaymak isteyenlere denilmektedir. Misyonerlik denilince akla hristiyanlığın gelmesinin en önemli sebebi “misyon” kelimesinin Yeni Ahid(İncil) diline ait bir kelime olmasıdır.”

 

Ulusal medyanın da gündeme taşıdığı misyonerler ve faaliyetleri hakkında öğretmence bir bakışı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kelimenin anlam itibarı ile çağrıştırdığı ilk olgu eğitim. Hatta misyoner kelimesine yüklenen anlam adeta öğretmen. Şimdi kısaca aşağıdaki karşılaştırmalara bir göz atalım.

 

                                              

1.Misyonerler din kurumundan (kiliseden) görev alırlar.

Öğretmenler ilgili bakanlıktan görev alırlar.

 

Ama ikisinin de görevi hedeflerine aldıkları kişilerde davranış değişikliği. Misyonerlerin görev alanları sadece kilise olmayıp bilakis hayatın içinde bulunmak, iyi davranışlar sergileyerek model bir Hıristiyan olmaktır. Öğretmenlerin de sadece okul içerisinde öğrencilere karşı sorumlulukları yoktur. Hatta okul dışındaki davranışlarından öğrenciler daha çok etkilenirler. Bu yüzden okul dışındaki sosyal hayatı bile öğretmenlik sıfatı ile sürer. Öğretmenin görevi de hayat içinde eğitilmiş iyi bir model olmaktır.

 

2. Misyonerler din kurumundan (Hıristiyanlık adına) yetki alırlar

Öğretmenler ilgili bakanlıktan (medenileştirmek adına) yetki      alırlar.

 

Hem misyonerlerin hem de öğretmenlerin aldıkları yetki yazılı belgelerin ötesindedir. Zira ikisi de insanı çalışma alanı olarak seçmişlerdir. Her insan ayrı bir dünya olduğundan, genel görevlendirmelerle her bireye hitap edilemeyeceğini bildikleri için kişiye özel çalışırlar. Ve duruma göre kendilerini yetkili kılarlar.

 

Mesela bir misyoner yeri gelir üzerinde çalıştığı kişiye kitap verir, yeri gelir para verir, yeri gelir onur verir, statü verir…v.s. ama yetkisinin sınırları belgelerle değil gelenek ve teamüllerle çizilmiştir. Elastiktir. Temsil ettiği anlayış onun bu konuda tam güvenini almıştır. Sonuçtan asla o sorumlu tutulmaz zira zaten üzerinde çalıştığı kişinin kemikleşmiş kanaatleri vardır.

 

Aynı şekilde öğretmenler öğrenmeyi gerçekleştirmek için yeri gelir okusun diye çocuklarımıza kitap verirler, öğrencinin cebinde harçlığı yoktur diye para koyarlar, bazen onun sırtını sıvazlarlar “hadi aslanım derler”, bazen de ona aferin der sınıf başkanı  yaparlar…v.s. ama öğretmen aynı sınıf içerindeki her öğrenci üzerinde bir takım yetkilere sahip gibi hareket eder ki bu yetkiler yazılı olmanın ötesindedir. Hatta o kadar ötesindedir ki “eti senin kemiği benim” le adeta sınırsızdır. Sonuçtan da genellikle sorumlu tutulmazlar. Zira “çocuğun okumada gözü yoktur”.

 

Her iki görevliye verilen bu sınır tanımaz yetkilerin biricik sebebi vardır:değişim. Yani;İstendik davranışlar kazandırma. Biz buna eğitim biliminde eğitimin tarifi diyoruz.

 

Yarın çocuklarımızın okuluna gidelim. Okullarda misyoner gibi öğretme ve davranış yerleştirmeye çalışan öğretmenlerimizi sadece izleyelim. Çocuklarımızın notları ve ÖSS veya LGS deki durumlarının ne olacağını soramadan. Sonra misyoner gibi bir bilinçle canhıraş bir şekilde çocuğunuzu kendisine dert edinen o öğretmenlerin “40 yıl kölesi olalım”.

 

Hesabınız tutmadıysa  farklı bir tablo ile karşılaştıysanız, kızmak yerine  bir misyoner gibi düşünün. Papaz olunmadan da Hıristiyanlık propagandası nasıl yapılabiliyorsa hemen bir eğitim gönüllüsü olun. Eğer işiniz başınızda aşkınsa  hiç değilse eğitim sempatizanı olun bir eğitim derneğine destek verin. Ama yapacağınız en son şey suçlu aramak olsun.

 

 

 

1