Bugün yayınlanan
bir haberde dershanelerin 3 katrilyonluk bir
pazarı ellerinde tuttuğunu öğrendim. Dershane
sayısı da son 20 yıl içerisinde 15 kat artmış.
Bugün Ülkemizdeki dershane sayısı 2 bin 615'e
ulaşmış. Ve bu öğretim yılında 735.000 öğrenci
dershanelere devam edeceklermiş. Ankara
ticaret odasının hazırladığı rapora göre de
Antalya’da 68 dershane var.
Dershanelerin öğrencilerden elde ettikleri
gelir hemen her hükümetin dikkatini çekmesine
rağmen, gözden kaçırılan en önemli şeyse
dershanelerin işlevidir. Bugüne kadar hiçbir
hükümetin dershaneye bakışının dershanelerin
ortak aklını kavramaya yönelik olmadığını
dershanede 1 saat derse giren her öğretmen
rahatlıkla söyleyebilir.
Bakanlık bugüne kadar dershaneleri
değerlendirirken ya mali bütçelerindeki
kabarıklıktan dolayı hep “kıskandı”, ya da
kurum açma, öğretime başlama izninden tutun
da, öğretmenlerin çalıştırılırken plan yapıp
yapmadıkları gibi dershanenin özünde ikincil
üçüncül derecedeki formal ayrıntılara aşırı
derecede dikkat kesilerek okullarına yaptığı
müdahaleyi dershanelere de yapmayı yeğledi.
Diğer taraftan ÖSS sonuçlarına birici olan
İller ve o illerdeki okullar ilgili müdürler
tarafından kutlanırken bu başarı sanki
okulların kendilerinden kaynaklanıyormuş gibi
telakki edildi. Ama bu esnada bu illerde
çocukların kaçının hangi dershaneye devam
ettiği hep görmezden gelindi. Oysa her yıl kaç
okul birincisinin ÖSS de açıkta kaldığına dair
ilginç haberleri hep birlikte basından okuduk.
Diğer taraftan milli eğitim öğrencilerdeki
başarısızlığın sebeplerini araştırırken bu yıl
yine bir yanlış yapıyor. Ve muhatap olarak
okulları alıyor. Okul müdürleri ile yapılan
toplantılarda bunların sebepleri tartışılıyor.
Halbuki öğrencilerin okula kaydı yapılırken ne
öğrenci, ne veli, ne de okul idaresi, bu
çocuğun ÖSS si ne olacak diye düşünmez, böyle
bir kaygı taşımaz ve buna dair ne bir planı
vardır ne hedefi. Ama bir öğrenciyi dershaneye
kayıt ettirdiniz mi daha deneme sınavları
başlar başlamaz, acaba yanlış dershaneye mi
gittik diye düşünmeye başlarız.
Doğru olanda zaten budur. Okullarda
öğrencilere verilen bilgilerin özel
tekniklerle kısa zamanda cevap vermeye yönelik
olarak çalışabilmesi ayrı bir öğretim
programıdır. Zira ÖSS de elenen çocukların çok
büyük bir kısmı, mesela okul birincileri,
hiçbir şey bilmediklerinden dolayı mı
başarısız oluyorlar. Elbetteki hayır. Ama kısa
zaman diliminde soru çözemediği için,
kendisinden bilgi birikimi çok daha az olan
öğrenci ile “yarışamıyor”lar. Bu çerçevede
bakanlığın belki özel dershane öğretmenliği
bölümlerinin üniversitelerde açılmasını
istemesi bile bence çok daha akıllıcadır.
Milli eğitim bakanlığının öğretmen olamaz
dediği fen fakültesi mezunlarına bakıyorsunuz
dershanelerde şov yapıyorlar. Ama Türkiye
birinci olan öğrenci omuzlarda taşınırken
bakanlık yine onu yetiştiren öğretmeni ve
dershaneyi sadece gölge gibi algılıyor. Oysa
dershaneler kendilerine gelen vasat düzeydeki
öğrenciyi derse motive etmede en iyi okuldan
daha avantajlıdır. Bu avantajı dershanelerin
fark edipte kullanabilmesi ayrı bir sorundur.
Milli eğitim bakanlığına bağlı olarak
faaliyetlerini gösteren dershanelerin
teftişlerinde gerçek istatistik ve
değerlendirmelerin olması isteniyorsa ÖSS ile
ilgili her şey bence “dershanelerin ilgi
alanınındayım” mantığı ile değerlendirilmeli.
Bu çerçevede denetim de milli eğitim
müfettişleri tarafından yapılmamalı. Hiç
dershaneye gitmemiş bir insan bir dershaneyi
nasıl ölçebilir.
Odalar ve finans çevreleri de bu sektördeki
rakamlarla hayal kurmaktan kurtulup şu gerçeği
hatırlamalı. 8 yıllık eğitime geçişle Anadolu
lisesi ilköğretim kademesi sınavları bir anda
katlı. Pek çok kişi ve kurum önce sevindi. Ama
bunun öğretmen camiasında ifade ettiği anlam
şu oldu. Bu sektörde istihdam edilen sadece
kadrolu 28000 öğretmen işsiz kaldı.
Bence herkes kendi işini yapmalı. Bunu da en
iyi dershaneler yapıyor.