|
|||||||||||||||||||
|
|
|
|
|||||||||||||||||
|
[ Eğiti-yorum ] birikim ağustos/2004 FERMAN KABLONUN İÇİNDEN GEÇEN ÖĞRETMEN Ninelerimiz masallarında imkansız bir olayı anlattığı zaman, ya da bir problemin çözümünde gerçekleşmesi imkansız bir koşul öne sürüldüğü zaman “iğnenin deliğinden devenin geçmesi gerektiği” deyimi kullanılırdı. Bazen de yapılan işin ciddiyeti ve o işin başındaki kişilerin detaylara ne kadar vakıf olabildiğinin bir göstergesi olması açısından da bu deyim kullanılırdı ve hala kullanıldığı da olur. Özetle zoru başarmanın en kestirme ifadesiydi.
Okullardaki öğrencilerin başarısızlıklarına yönelik bir takım gerekçeler dinledikçe çoğunun ortalama olarak bilgisayar, televizyon, ya da medya etrafında toplandığı dikkatimi çekiyor. Bizler de çocuğu ders çalışmaktan alıkoyan bu nesnelerin fişlerini çekerek sorunu bitirdiğimizi düşünüyoruz. Veya bu tür tavsiyeler alıyoruz. Oysa çektiğimiz fiş her ne kadar çocuğu ders çalışmaktan alıkoyan teknolojik aygıtlarsa da onu tüm dikkatini üzerine toplamayı başaran araçlardır. Ve çocuğun adeta tutkusu konumunda olduğunda çekilen fişler sadece o teknolojik aygıtların çocukla arsındaki bağı koparmakla kalmaz, çocuğun dış dünyayla olan iletişiminin de fişini çeker.
Ders anlatma esnasında öğretmenlerin en önemli sorunlarından biri de dersteki motivasyondur. Ve her ders en az on dakika öğretmen çocuğu derse hazırlar. Yine en fazla 15 dakika çok verimli bir ders yapabilir, sonra tekrar motivasyon sorunu yaşanır. Ama televizyon başındaki veya chat odasındaki bir öğrenci televizyon veya bilgisayarın başında uyuyakaldığı halde uyanır uyanmaz oyununa veya sohbetine veya dizisine motivasyona ihtiyaç duymaksızın hemen adapte olmayı başarabilir. Ayrıca 1 dakikalık bir reklam filmi hatta sadece bir fragman izleyen çocuklar tüm gün okulda öğrendiklerinden daha fazla şey de öğrenebiliyor.
Öğrencilerin sınıflarda otururken öğrenmeye hazırlanmasından ziyade; onların öğrenmeye elverişli oldukları anda etkileşime geçilmesi acaba öğrenmeyi biraz daha sevimli hale getirebilir mi. Bunun için “beyefendinin keyfini beklemeye gerek yok” tabi ki. Hazırladığımız ders ortamlarını öğrencilerin artık eğlence olarak anladıkları dille donatmaya başlarsak zaten ders anının yeterince keyif verici olacağını düşünüyorum.
Bilgisayar destekli eğitim olarak literatürümüze kattığımız bu kavramın içini doldurmayı başarırsak bakın ne olur.
1. Ders derste öğrenilmez, çünkü online olan her yerde öğrenilebilir. Çocuklarımızın chat yapmalarına kızmayalım. O sohbet odaları cazibelerini özgür ortam olmalarından alıyorlar. Bunu yerine öğretmenlerimiz öğrencilerle chat yapsınlar. Yani sohbet odalarını yasaklamaktan ziyade yönetmeyi tercih edebiliriz.
2. öğrenmenin ilk koşulu merak ortadan kalkar. Web sayfalarına sörf yaparken gözlemci gibi duran, aylaklık yapmak için takılan çocuklarımız hepimizi hayretlere düşürecek şeyler öğrenmiyorlar mı. Bilginin zenginliği çocuğun dünyasında sonar gibi tarama yaparak onun ilgisini çekecek bir şeyi mutlaka ona sunar. O halde her öğretmenin ya kişisel bir web sayfası ya da bir forum sayfasının üyeliği olsun. Nickname ile bakın o çocuklar öğretmenleriyle neler neler tartışır ne öneriler sunarlar.
Özetle artık kablodan geçerek monitör veya televizyonda çocuğun karşısına geçmeyi başaran öğretmen, öğrenciyi pür dikkat ekrana yani kendisine bakarken yakalayacak. Şimdi öğrencinizi bu kadar yüksek bir motivasyonla yakalamışken biri sizin fişinizi çekse neler hissedersiniz.
İşte bilgisayar ve televizyon yasaklı çocukların hissettikleri şey o.
Sevgiyle kalın. |
||||||||||||||||||
|
|
|
|
|||||||||||||||||